BÖLÜM 1 – İLİN KİMLİĞİ
1. TARİHÇE
BARTIN ADININ KAYNAĞI
“PARTHENİA”dan Bartın’a dönüşen adın kaynağı “PARTHENİOS” dur. Bartın Irmağının antik çağdaki adı olan Parthenios; Yunan mitolojisinde, Tanrıların Babası Okenaus’un çocukları olan yüzlerce tanrıdan birisi ve “Sular Tanrısı”dır. “Sular ilahı veya Muhteşem akan su” anlamlarına gelir. Bir başka anlamı da tanrıça Athena’nın bir sıfatı olan “Genç bakire” veya Genç Kızlar için koro türküleri”dir.
Antik çağda, Parthenios adı verilen Bartın Irmağının kenarında kurulan Bartın Kentinin PARTHENİA adıyla anıldığı ve zamanla Bartın’a dönüştüğü yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır.
Fotoğraf-1: Bartın Irmağı-
Ünlü ozan Homeros, İlyada isimli destanında; Truva kentini korumak için Anadolu’dan gelen cengâverlere Parthenios Irmağı’nın suladığı ülkeden de yiğitlerin katıldığını anlatır. Amasyalı Strabon da bir eserinde yine Parthenios’tan söz eder.
Homeros, Truva Savaşını anlattığı İlyada Destanı’nda Bartın ve yöresi de destansı satırlarla anlatılır. Oturdukları Enet’lerin yurdu Gideros, Kurucaşile, Amasra, Çakraz, Bartın, Filyos ve Ereğli’den yaban katırlarıyla gelmişlerdir Truva’ya… (İlyada Destanı V. Bölüm, 576)
Fotoğraf-2: Bartın
Homeros’un antik Kytoros’u Gideros, antik Sesamos’u Amasra, Kromna’sı Kurucaşile, Erythinoi Çakraz yakınlarında bir bölge ve Parthenios Irmağı kıyısında sarayların kurulduğu yer de şimdiki Bartın’dır.
HOMEROS’UN İLYADA DESTANI’NDA TRUVA SAVAŞI
Erkek yürekli Pylaimenes komuta eder Paphlagonialılara,
Gelmişler yaban katırlarıyla ünlü Enetlerin yurdundan,
Kytoros’ta, Sesamos’ta otururlar,
Parthenios Irmağı çevresinde kurmuşlardır ünlü saraylarını,
Kentleri Kromna, Aigialos, yüksek Erythinoi’dur.
Enetlerin Kralı Pylaimenes’in öldürülmesi de şöyle anlatılır. (İlyada Destanı XIII. Bölüm, 642)
O sıra avladılar Ares’in dengi Pylaimenes’i,
Mert savaşçılar Paphlagonialıların önderini,
Kargısıyla ün salmış Menelaos, Atreusoğlu,
Önünde görünce onu boylu boyunca,
Bir mızrak attı, deldi kürek kemiğini.
On sıra saldırdı üstüne Harpalion,
Kral Pylaimenes’in oğlu,
Savaşmaya gelmişti Troia’ya, sevgili babasıyla,
Ama bir daha dönemeyecekti baba toprağına.
İşte kalkanının ortasından o vurdu Atreusoğlunu,
Çok yakından vurdu, ama delemedi tuncu,
Çekildi geri geri, arkadaşlarına doğru,
Dört bir yanına bakına bakına,
Biri etine saplamasın diye tuncu.
Tam o sırada Meriones saldı oku üstüne,
Vurdu onu sağ kalçasından,
Kemiğin altından geçti ok, deldi sidik torbasını.
Olduğu yerde devrildi arkadaş ellerine,
Soludu canını, bir solucan gibi serildi yere,
Aktı kanı kara kara, ıslattı toprağı,
Ulu yürekli Paphlagonlar çevresine üşüştüler,
Koydular arabaya, götürdüler kutsal İlion’a.
Hepsinin içi kan ağlıyordu,
Babası da gidiyordu gözyaşı döke döke,
Hiçbir karşılık alamayacaktı oğlunun ölümüne.
Paris görünce Harpalion’un ölüsünü,
Yüreğinde büyük öfke duydu,
Harpalion, bunca Paphlagonlu arasında konuğuydu onun,
İşte bu yüzden içerledi, saldı tunçtan okun…
Fotoğraf-3: Amasra
Fotoğraf-4: Kurucaşile
Fotoğraf-5: Çakraz
Günümüzden 1953 yıl önce Roma dönemi ozanlarının en büyüklerinden biri olan Gaio Valerio Catullo (İ.Ö.88-54) da muhtemelen ölümünden iki yıl önce kaleme aldığı bir şiirinde; Gideros, Amasra, Karadeniz ve şimşir ormanlarından bahsetmektedir.
Romalı Ozan Gaio Valerio Catullo, şiirinde şöyle der;
Şu gördüğünüz tekne dostlarım,
En hızlısı olduğu söylenir.
Küreklerle ya da yelkenle
Uçarcasına ilerleyen bu tekneyi
Aşıp geçmeyi kimseler başaramadı.
Derler ki; Hiçbiri onu yolundan alıkoyamadı.
Ne Adriyatik’in tehlikelerle dolu kıyıları,
Kiklades Adaları, asil Rodos,
Ne Trakya’nın vahşi Propontus’u, hırçın Karadeniz.
Bir tekneye dönüşmezden önce o,
Çalılıkların sıklıkla fısıldaştığı Gideros ormanlarında
Yaprağı bol ağaçlardan biriydi.
Karadeniz kıyısındaki Amasra,
Zengin şimşir ormanlarıyla Gideros
Onu biliyorlardı, onu çok iyi tanıyorlardı.
Derler ki; Bu tekne senin tepelerinde hayat buldu,
Kürekleri senin denizlerinde değdi suya ilk kez.
Tüm denizlerin hakimini o taşıdı uzaklardan, kasırgalar içinden
Kah bir doğudan bir batıdan esen fırtınaları atlatarak,
Kah Jüpiter’in üflediği rüzgarları yelkenine doldurarak.
Kumsalların sakin koynuna sığınmadı asla.
O, çok uzaklardaki denizlerden gelerek
Bu sakin göle ulaştı.
İşte böylece zaman akıp gitti: Şimdi, bu kuytu yerde yaşlandı
Ve kendini sana adadı.
Sana, Castor’a ve sana, Castor’un ikizi olan Polluce’ye,
Cevza burcunun öteki yıldızına ...
( Gaio Valerio Catullo)
Fotoğraf-6: Bartın Şimşir Ormanları
ESKİ ÇAĞLARDA BARTIN
M.Ö. 3000–2400 yılları arasında Akaların Ege’de Miken Medeniyeti’ni kurmadan önce uzun Süre Batı Anadolu (Samsun, Sinop ve Amasra ) kıyılarında dolaştıkları, buraları işgalle Bakır Devri Medeniyetini yerli halka öğrettikleri, iç kesimlerde de Kaskalar’ın ve Hititler’in bölgenin hakimi olduğu ve yine Bakır Medeniyeti’ni yaşadıkları savunulmaktadır.
İlk sahiplerinin, M.Ö. 14. Yy.da Gaskalar ve 13. Yy’da Hititler olduğu kabul edilen Bartın ve çevresi; 13. Yy. sonlarında Bitinyalılar ve Paflagonyalıların, 12. Yy’da Friglerin, 7.Yy. sonlarında Kimmerlerin, 6.Yy’da Lidyalıların, 547 yılında Perslerin, 334 yılında Makedonya Krallığının, 279 yılında da Pontus Krallığının egemenliğinde kalmıştır.
BİZANS DÖNEMİNDE BARTIN
M.Ö. 70 yılında Anadolu’ya giren Romalılar, Pontus Krallığının egemenliğine son vererek yöreye sahip oldular. M.S. 395 yılında Roma-Bizans bölünmesi üzerine bölge Bizans’ın payına düştü.
Roma döneminde, Bitinya ile Pontus’un Paflagonya’daki bölümü Bitinya-Pontus Eyaleti olarak Satraplıkla yönetildi. Amasra da bu Eyaletin Pontus bölümü Başkenti oldu.
Fotoğraf: Bartın genel görünüm
SELÇUKLU VE OSMANLI DÖNEMİNDE BARTIN
Bartın ve çevresi; M.Ö. 390 yıllarında Hazar, Peçenek ve Kumanların, M.S. 798 yıllarında Müslüman Arapların, 800 yıllarında Selçukluların ve 865 yıllarında da Rusların yoğun akınlarına hedef oldu.
1084 yılında, Kutalmışoğlu Süleyman Beyin Komutanlarından Emir Karatigin Sinop, Çankırı, Kastamonu ve Zonguldak’ı alarak yörede Bartın, Ulus, Eflani, Safranbolu ve Devrek’i de kapsayan bir Türk Emirliği kurdu. 200 yıllık Selçuklu Döneminden sonra 1326’da Kastamonu yöresine hakim olan Candaroğulları Beyliği ve 1392’den itibaren de Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yer aldı.
Kastamonu, Sinop ve Bolu tarihleri ile birlikte incelenen Bartın tarihinin IV. Haçlı Seferleri ile 1461 yılları arasındaki dönemine bakıldığında, Bartın ve Ulus’un; Anadolu’da yoğunlaşan nüfuz kavgaları nedeniyle sık sık el ve sınır değiştiren İmparatorluklar ve Beylikler dönemini yaşadıkları, Amasra’nın ise; M.Ö.70- M.S.1261 yılları arasında Roma ve Bizans’ın, daha sonra Bizans hakimiyetinde Ceneviz Kolonisi olarak kaldığı görülür.
14. yüzyılın ikinci ve 15. yüzyılın ilk yarılarında korsan tacirlerin, baskın ve soygunlarla Sinop ile Ereğli arasındaki kıyı kesiminde bir Ceneviz zulmü yaşattıkları; Gidoros, Kromna ve Tion iskelelerinin bir korsan yatağı olarak barınılmaz duruma geldiği; bu nedenle bölge halkının iç kısımlara çekildiği ve yöreye Türkmen göçlerinin başladığı anlaşılmaktadır. Bu yıllarda Kromna’ya yerleşen Türkmenler, “Demirci” köyünü kurmuşlar, Bartın ve Filyos vadilerinde de kıyıdan uzak yeni köyler ortaya çıkmıştır.
14. yüzyıl boyunca Bizans’ın terk ettiği Paflagonya topraklarına akan Karaevli, Çepni, Avşar, Dodurga, Bayat, Saltuklu, Artuklu, Bozoklu, Alaplı, Çandarlı, Yörüklü boylarından Türkmenler; Karluk, Kalaç, Çiğil, Kiymak, Uygur uluslarının kopuntuları ve hatta 12. yüzyılda Ukrayna bozkırlarına yayılmış bulunan ve deniz yolu ile bu tarafa geçen Kıpçak/Kuman Türkleri; kaynaşarak Bartın Ulus, Eflani ve Arıt yöreleri ile diğer terk edilmiş eski Bizans topraklarına yerleşmişlerdir. Bu yıllar, Amasra ve yakın çevresi dışında, Kuzeybatı Anadolu’nun Türkleşme sürecinin tamamlandığı yıllardır.
1461 yılına gelindiğinde, Bartın ve çevresi; Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde, Amasra ise; Ceneviz Kolonisi idi. Fatih Sultan Mehmet’in (1451–1481), İstanbul’un fethi esnasında Galata’daki Ligurya toplumunun ikiyüzlü tutumundan dolayı gerginleşen Osmanlı- Cenova ilişkileri üzerine; “Ejderi öldürdükten sonra yılanın başını ezmeye” yemin ettiği söylenir.
Fatih Sultan Mehmet Han, Anadolu’da Türk birliğini sağlamak, Cenevizlilerin elinde bulunan Karadeniz ticaretini ve denizyolunu ülkesine kazandırmak amacıyla Kuzey Anadolu Seferine hazırlanırken ilk hedef olarak Amasra, Kastamonu ve Sinop’u seçti.
1461 yılı Ekim ayında Mahmut Paşa komutasındaki 30 bin bahriye askeri ve 150 parça gemiden oluşan Osmanlı Donanmasını Amasra’ya gönderirken, kendisi kara ordusuyla Bartın’a gelip ordugahını bugünkü Orduyeri’ne kurdu. Donanmanın Amasra’da göründüğünü haber alınca Amasra üzerine yürüyen ve Ceneviz Senyörü’nden kalenin teslimini isteyen Fatih, kan dökülmeden Amasra’yı teslim aldı.
Bartın, Osmanlı Döneminin 1461–1692 yılları arasında Anadolu Beylerbeyliği’ne bağlı Bolu Sancağı sınırları içinde yer aldı. Bolu Sancağı’nın kaldırılmasıyla 1692–1811 yılları arasında Voyvodalıkla yönetildi. 1811 yılından itibaren tekrar Bolu Başmutasarrıflığı’na bağlandı.
Bu yıllarda Gölpazarı, Zerzene, Amasra, Çaycuma, Perşembe, Filyos, Tefen, Yenice, Karaköy, Fermit ve Kocanaz’ı içine alan bölgenin ticari pazaryeri olarak gelişen Bartın; ilçe olduğu 1867 yılına kadar 12 Divan Merkezi olarak anıldı. Eski kayıt ve yazışmalardan, her Divan’ın bir veya birkaç Kariyeden oluştuğu, Bartın’dan da bazen “Kara Kariyesi” olarak bahsedildiği anlaşılmaktadır.
Bartın, 1867 yılında ilçe oldu ve bu 12 divan ve 106 muhtarlık Bartın Kaymakamlığı’na bağlandı. İlçede 1876 yılında da Belediye Teşkilatı kuruldu.
CUMHURİYET DÖNEMİNDE BARTIN
1920 yılında Zonguldak Mutasarrıflığı’na bağlanan Bartın; 1924 yılında Zonguldak ilinin ilçesi oldu.
Bartın, 07 Eylül 1991 tarihinde 28.08.1991 tarih ve 3760 sayılı yasayla İL statüsüne kavuştu.
Bartın İlinin Merkez, Amasra, Ulus ve Kurucaşile olmak üzere 4 ilçesi; Kozcağız, Arıt, Hasankadı, Kumluca ve Abdipaşa olmak üzere 5 beldesi ve 262 köyü vardır.
Fotoğraf: Amasra
ANTİK ÇAĞDAN GÜNÜMÜZE AMASRA
Üçbin yıllık tarih serüveninde Sesamos-Amastris-Samastro-Amasra isimlerini alan antik kentin ilk kuruluş yıllarıyla ilgili bilgi bulunmamaktadır. Ancak, Strabon’a göre Amazonlar tarafından kurulmuştur.
M.Ö. 14.Yy.da Gaskalar ve 13.Yy.da Hititlerden sonra 12. Yy. sonlarında Bithynie Bölgesindeki Bartın’a Frigler, Paphlagonie Bölgesindeki Amasra’ya Fenikeliler yerleşti. Fenikeliler; Amasra (Sesemos), Ereğli (Heraklia), Sinop (Sinope) ve Tekkeönü’nde (Kromna) ilk Sayda Kolonilerini oluşturdular.
M.Ö. 9. yy.da Akdeniz’deki güç dengelerinin bozulmasıyla Fenikeliler ve ortakları Karyalılar Amasra ve Kromna’yı terk etti.
M.Ö. 8.yy’da Sesamos şehri İon kolonizasyonuna katılmıştır. El tezgahlarında yapılan şimşir ve meşe ağacından eşyalar başlıca ihraç ürünlerindendir.
Karanlık geçen yüzyıllık bir dönemden sonra, 7.yy. başlarında bölgeye bu kez İonların soyundan gelme Megaralı göçmenler yerleşti. Amasra ve Kromna da diğer Karadeniz siteleri ile birlikte İon (Millet) Kolonisine katıldılar.
7.yy. sonlarında Kimmerler’in, 580 yılında Lidyalılar’ın hakimiyetinden sonra, 547 yılında Persler bölgeye hakim olmuşlardır. 4. yy sonlarına doğru bir emirname gönderen Persler, Sesamos da aralarında olmak üzere diğer şehirleri otonom bir yapıya dahil etmişlerdir.
Büyük İskender Pers ordularını bozguna uğrattıktan sonra, İran-Makedona ilişkilerini korumak için başta kendisi, 80 komutan ve yüzlerce askerini Persli kızlarla evlendirdi. Gösterişli çadırlarda gerçekleştirilen düğüne dokuz bin kişi katılmış ve beş gün beş gece süren şölen sırasında “Tanrıların şerefine” içilmiştir.
Dareious’un kızı ile İskender, yeğeni Amastris ile de General Krateros evlenirler. Bu evliliği kısa süren Amastris, Generalden boşanarak Herakleia (Ereğli) Tiranı Denys ile Tiran Denys’in ölmesi üzerine de Trakya Kralı Lysimachos’la evlenir.
Amastris’in, Herakleia (Ereğli) Tiranı Denys ile yaptığı bu izdivaçtan ikisi oğlan biri kız olmak üzere üç çocuğu, Trakya Kralı Lysimachos’la olan evliliğinden de dördüncü çocuğu dünyaya gelir. M.Ö.306’da, İkinci evliliğini yaptığı Herakleia (Ereğli) Tiranı Denys’in ölmesi üzerine Herakleia’nın yönetimini iki çocuğuna bırakarak Sesamos’un yönetimini üstlenir. Amastris, ilk iş olarak civar sitelerdeki halkın buraya göç etmesini sağlar. Kısa sürede halk mahalleleri, Akropol, kutsal sunaklar, tapınaklar, rıhtımlar, şehir surları ve agora’yı tamamlayarak görkemli bir site oluşturur. Bundan böyle şehrin Sesamos olan adı Amastris olarak anılmaya başlanır.
Kraliçe Amastris; 16 yıllık iktidarında (302–286), Amasra’da Tium (Filyos-Hisarönü), Kromna (Tekkeönü-Hisar) ve Kytoros (Gideros) sitelerinden oluşan bir şehir devleti (Symoikismos Siteler Birliği) kurmuş, 295 yılında bağımsızlığını duyurarak adına paralar bastırmış, kenti sanatsal ağırlıklı yapılarla donatmıştı.
M.Ö. 286’ya gelindiğinde Herakleia’yı yöneten iki oğul, aynı yelkenlide ilerlerken anneleri Amastris’i Karadeniz’e atarak boğup bir dönemi talihsiz bir şekilde noktaladılar.
Bartın çevresi ve Amasra; yöredeki savaşlar sonrasında 279 yılında Pontus krallığının idaresine geçti. 200 yıl bu toprakların sahibi olan Pontuslular döneminde Balıkçılık ve salamuracılığa önem veriliyordu. Öyle meşhur olmuşlardı ki, Roma’da bir varil Pontus balık salamurası 300 Drahmi’ye alıcı buluyordu.
M.Ö. 70 yıllarında Roma İmparatorluğunun egemenliğine girdi. Pompeius; Bitinya ile Pontus’un Paflagonya’daki bölümünün önemli 11 şehrini birleştirerek Prokonsullük (Eyalet) oluşturur. Bitinya-Pontus Eyaleti olarak Satraplıkla yönetilmeye başlanan bölgenin başkenti Amastris’dir.
M.S.1.yy’a doğru Amastris’in Nicomedia (İzmit) ile Amasia arasındaki Roma karayoluna bağlanması için Amastris- Gerede karayolu ile Kuşkayası Anıtı’nın yapımına izin verilmiştir. Eni 5 mt’yi bulan Roma karayolunun son izleri bu anıtın önünde, yüzyıllarca kullanımın aşınmışlığı ile görülmektedir. İmparator Traianus döneminde (M.S.98-117) ise imar çalışmaları daha da hızlanmış; Form, Eyalet Meclis sarayı, Arter (Şeref Yolu), Tiyatro, Akropol, tapınaklar, cadde ve lağım şebekeleri yapılarak planlı bir kent görünümü sağlanmıştır.
Ayrıca Roma döneminde çok tanrılı dinlerden Hıristiyanlığa geçişin olumsuz etkileri de hissedilir.
M.S. 395 yılında Doğu-Batı (Roma-Bizans) ayrılışı gerçekleşir. Böylece Amastris uzun yıllar Doğu Roma sınırları içerisinde kalır. Bin yıllık Bizans dönemi, Amastris Şehri için en iyi dönemlerden birisidir.
8.yy’a doğru eski roma yol şebekesi onarılıp kalelerin tahkimi sağlanmıştır. Ticaret ve sanat dallarında canlanma ortamı vardır. Gemi yapımcılığı, esir ticareti, şimşir ve kereste ihracatı, balık salamuracılığı, depolama ve pazarlama sayesinde Amastris büyük bir refaha kavuşur. Bu refah seviyesinin artmasından dolayı 9. yy.’da Paphlagonia’lı yazar Niketas “Burası Paphlagonia’nın belki de dünyanın gözbebeğidir” benzetmesini yapar.
880–1080 tarihleri arası Amastris için oldukça karanlık bir dönemdir. 11. yy.’daki Haçlı Seferleri, Bizans yönetiminin eyaletlerle olan bağını yok denecek seviyeye indirmiştir.
Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra, Anadolu’nun etnik çehresi değişirken, ilk Türkleşme ve yerleşik düzene geçiş şeyhlerin, dervişlerin ve babaların öncülüğünde buralarda da görülür. 11. yüzyılın sonlarına doğru Ulus ve Eflani yoğun Türkmen göçlerine tanık oldu.
Bizans’ın iyice zayıfladığı dönemde (1261–1282) İmparator Mihail Paleologos, karşılaştığı güçlükleri göğüslemek için Cenovalılar’dan yardım talebinde bulundu ve onların İstanbul Galata’da bir ticaret üssü kurmalarına izin verdi. 1263 yılında ise, ödünler karşılığında Amastris’i de Cenovalılara kiraladı. 1270 yıllarına doğru Cenovalı tüccar gemiciler Amasra’ya yerleşmeye başladılar. Cenova döneminde Amasra’da sarnıçlar ve bir de konsolos sarayı yapıldı. Amasra’da Cenovalılar için en karlı iş esir ticaretiydi. Kefe’de toplanan köleler Amasra’ya götürülüyor, buradan da başka pazarlara aktarılıyordu. Vücudunda hiçbir özrü olmayan bir erkek kölenin satış fiyatı 50 dirhem’dir.
1348 yılında Venedikliler Bizans-Cenova ittifakına “Galata Savaşı”nı açtılar. Bunun üzerine Bizans hükümeti, güven duymadığı Cenovalılarla ittifakı bozarak Venedik Cumhuriyetine döndü. Karadeniz müstemlekelerini yitirmenin, Akdeniz’de de yenik düşmeyi getireceğini hesaplayan Cenovalılar ise Bizans-Venedik ittifakına karşı Osmanlılarla uzlaştılar. Bu olay Osmanlılar açısından Anadolu Türklerinin Avrupa Hıristiyanları ile yaptıkları ilk anlaşmadır.
Mora seferinden Ağustos ayında dönen Fatih, Amasra’ya yönelmekte tereddüt etmemiş; 1461 yılında Amasra’ya gelip şehri savaşsız teslim almıştır.
Bakacak tepesinden Amasra’yı izlerken, Lala’sına “Lala, lala! Çeşm-i Cihan bura mı ola?” diyerek şehrin güzelliği karşısındaki beğenisini ifade etmiştir.
Fotoğraf: Amasra
Altın Post’u arayan Savaşçılar (Gürcüce: Okros Satsmisi)
Yunan mitolojisinde, Güneş tanrısı Helious’un oğlu olan Kolheti kralı Aieti’nin (Aietes) görkemli bir zenginliğe ve Altın Post'a sahip olduğu anlatılır. Yunanistan’da İason’un başkanlığında kahramanlar bir araya gelirler ve Altın Post'u ele geçirmek için bu postun bulunduğu Gürcistan’ın Karadeniz kıyısındaki tarihsel bölgesi Kolheti’ye gitmeye karar verirler.
Argonotlar, Argo adlı bir gemi yaptırarak yola çıkarlar. Uzun ve çok zor bir yolculuktan sonra Kolheti Krallığına varırlar. Kral, Yunanlı kahramanları saygıyla karşılar ve gelmelerinin nedenini öğrenir. Aieti, 2 şartı olduğunu ve bu şartların yerine getirilmesi halinde Altın Post'u vereceğini söyler. İason, önce ateş püskürten öküzlere boyun eğdirip başlarına boyunduruk geçirerek büyük bir tarlayı sürecektir. Sonra, ejderhayı öldürecek ve onun dişlerini toprağa ekecektir. Ki, bu dişlerden savaşçılar çıkacaktır.
İason’un Altın Post'u alabilmesi için bu savaşçılarla savaşması ve onları yenmesi gerekir. Kral Aieti’ye göre, kendisinden başkasının bunu gerçekleştirmesi asla mümkün olmadığından İason’un da öleceğinden emindir. Ancak, Kral bir şeyi unutmuştur. Kralın kızı Medea (Medeia), ilk görüşte İason’a âşık olmuş ve ona yardım etmeye karar vermiştir.
İason, bir büyücü olan Medea’nın yardımıyla kralın şartlarını kolayca yerine getirir ve Aieti’den Altın Post'u ister. Kral, Yunanlılara kimin yardım ettiğini hemen anlar ve Altın Post'u vermeyeceğini açıklar. Ancak, İason ve sevgilisi Medea kararlıdırlar. Medea, bu kez postu bekleyen korkunç ejderhayı uyutur ve Yunanlılar Altın Post'u ele geçirmeyi başarırlar. İason’la birlikte Medea ve savaşçılar, hızla gemilerine binerek Yunanistan’a doğru yola çıkarlar. Aieti, postun götürüldüğünü ve kızının kaçtığını öğrenir öğrenmez hemen ordusunu toplar ve Yunanlıların peşine salar ama Altın Post'u geri almayı başaramazlar.
Mitolojide zenginliği ve iktadarı sembolize eden ünlü “Altın Post”u arayan savaşçılar, bu yolculukları sırasında Bartın, Amasra ve Kurucaşile’ye de uğramışlardır. Parthenios ırmağının denize ulaştığı Boğaz yakınlarından geçtiklerinde; ırmağın sık ağaçlı vahşi orman görüntüsünü uzun uzun seyredip hayran kalmışlar, bu arada ırmaktan denize doğru vahşi uğultular ve sesler duyarak heyecanla ürpermişlerdir. İzlerini, Bartın Boğazının girişinde kayalar üzerine oydukları şimdi yerinde olmasa da varlığı bilinen kitabede yazılara dökmüşlerdir.
Yörede, Argonotların gemisi Kurucaşile’li gemi ustası Argos usta tarafından yapıldığı; ustanın isminin bu gemiye verildiği ve bu geminin adından dolayı da onlara Argonot dendiği rivayet edilir.
İstanbul Şehir Tiyatrosu ile Tiflis'in Meteki Tiyatrosu, 1994 yılında "Altın Post"u konu alan tiyatro oyununu birlikte sahnelediler. Oyun, İstanbul'da başlayıp Arganotlların yolunu izleyerek onların uğradıkları tüm liman kentlerinde ve son olarak da içsavaşın azalarak devam ettiği bir dönemde Tiflis'te gerçekleştirildi.
İstanbul'dan Tiflis'e uzanan bu yolculukta uğradıkları ve oyunu sahneledikleri limanlardan biri de Amasra’dır. 1994 yılının Ağustos ayında Amasra Büyük Limanda kurulan sahnede gerçekleştirilen "Altın Post" oyunu; beğeniyle izlenirken, Tiflis Şehir Tiyatrosu ve İstanbul Şehir Tiyatrosu oyuncuları da yoğun ilgi görmüşlerdir.
Fotoğraf-2: Altın Post’u arayan Savaşçılar
ERTUĞRUL GEMİSİ VE BARTINLILAR
Yıl 1888. Japonya içe kapalı siyasetini sonlandırıp dünyaya açılmaya karar verir. Esas hedefi, zamanın önemli ülkeleri ile dostluklar kurarak müttefikler bulmak. Bu ülkelerden biri de Osmanlı İmparatorluğu…
Osmanlı İmparatorluğu’na ilk resmi Japon ziyareti o yıllarda gerçekleşir. İmparator Meiji'nin amcası 2. Abdülhamit' i ziyaret edir ve İmparator Meiji’nin gönderdiği Krizantem Nişanı’nı sunar.
Bir yıl sonra 2. Abdülhamit bu ziyarete karşılık Osmanlı İmparatorluğu’nun İmtiyaz Nişanı’nı Japonya’ya götürmek üzere Ertuğrul Firkateyni’ni görevlendirir. Sefere çıkacak Gemi Albay Osman komutasındaki Ertuğrul Firkateyni ve 595 denizci…
O zamanlar böyle bir geminin Japonya'ya erişmesi 5–6 ay süren bir yolculuk gerektiriyor. Yola çıkan Ertuğrul Firkateyni, İnanılmaz macera ve zorluklarla dolu bu yolculukta önce Süveyş Kanalı’nda karaya oturur. 1,5 yıl onarımdan sonra Cidde-Aden-Bombay-Srilanka-Singapur, Bankong-Hong Kong ve 11 ay süren yolculuktan sonra 1890 yılında Japonya’ya ulaşır. Japon İmparatoru Ertuğrul gemisi Mürettebatını büyük sevgi ile karşılar ve ağırlar.
İstanbul'dan "Acele Dönün" emri gelince, deniz ve iklim uygun olmamasına karşın, geri dönüş yolculuğu başlar. Ne var ki bu yolculuk bu güzellikle sonuçlanmaz… Bu hazırlıksız dönüş yolculuğu Japon denizinin hemen başlangıcındaki Oşima kayalıklarında bir fırtınaya yakalanıncaya kadar sürer. Ertuğrul, Kaşinozaki Burnu civarında kayalara çarpıp batar. Gemideki 595 denizcimizden 526’sı şehit olur, 69 kişi ise sağ olarak kurtulur.
Japonlar Ertuğrul gemisinde hayatlarını kaybedenler için bir anıt dikerler ve törenler düzenlerler. 1937 yılında da bu anıtı destekleyen bir müze kurulur. Ertuğrul Firkateyni’nden sağ kurtulanlar da birer madalya ile onurlandırılırlar.
Fotoğraf: Ertuğrul Firkateyni
Fotoğraf: Ahmet ERKİŞ'le yapılan röportaj.
İşte, Ertuğrul Firkateyni’nde görevli olan ve bu faciadan sağ kurtulan 69 denizcimizden ikisi Bartınlıdır. Biri, Kurucaşile İlyasgeçidi köyünden Ali ÖZKAYA, diğeri ise Arıt beldesi Yeniköy’den Ahmet ERKİŞ’dir. Ahmet ERKİŞ'e verilen madalya halen torunları Ali ERKİŞ, Emin ERKİŞ ve Rüştü ERKİŞ tarafından saklanmaktadır.
Bu olay, Bartın Gazetesi’nin 2 Eylül 1937 tarihinde çıkan 609 sayılı nüshasında Mehmet ERKİŞ' in diliyle hazırlanan bir röportajla yayınlamıştır.
Ertuğrul Firkateyni ile ilgili belgesel film hazırlıkları sırasında bu bilgilere ulaşan Belgesel film yapımcısı Bülent ARIN, İl Kültür Müdürlüğü’nden belge ve çekim için katkı isteğinde bulunmuştur. 2002 yılında Kültür Müdürlüğü’nce gerekli hazırlıklar yapılmış, kendisi çekim yapmak üzere ve “2. Belgesel Film Günleri” konuğu olarak Bartın'a davet edilmiştir.
Bülent ARIN, Bartın Gazetesinin Ertuğrul Firkateyni ile ilgili sayılarını incelemiş ve örnek sayıları almış, Gazete sahibi Esen ALİŞ ile Ahmet ERKİŞ'in torunları Ali ERKİŞ, Emin ERKİŞ ve Rüştü ERKİŞ ile röportajlar yapmış, bu bilgi ve belgeler Belgesele kaynak oluşturmuştur.
Belgesel Film yapımcısı ve yönetmen Bülent ARIN’ın Ertuğrul Firkateyni ile ilgili hazırladığı GÜNEŞ-AY-YILDIZ Belgeseli; Bartın’da İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nce 2003 yılında düzenlenen “3. Belgesel Film Günleri”nde gösterime sunulmuştur.
2. COĞRAFYA
2.1. KONUMU
Karadeniz Bölgesinin batı bölümünde, 410 -53’ kuzey enlemi ile 320 -33’doğu boylamı arasında yer alır. Kuzeyini 59 km.lik kıyı şeridiyle Karadeniz çevrelerken, doğuda Kastamonu, doğu ve güneyde Karabük, batıda ise Zonguldak illeriyle komşudur. Yüzölçümü 2143 km2 olup, ortalama yükselti 25 m.dir.
Fotoğraf: Türkiye Haritası- Bartın
2.2. JEOLOJİK YAPI
Bartın ve çevresi, 1. ve 2. Jeolojik devirlere ait kalker-karbon araziden oluşmaktadır. Bunun yanında birçok fay, kırık, kıvrım, alçalma, yükselme, deniz ilerlemesi, deniz çekilmesi, yaşam, su, rüzgar, buz, volkanizma ve benzeri faaliyetler bugün üzerinde yaşadığımız coğrafyayı oluşturup şekillendirmiştir. Burada, kısaca yörenin sadece kayaç oluşumu açısından 400 milyon yıllık serüvenindeki biçimlenimleri ile Dünyada ender gelişmiş 93-70 milyon yıllık doğal oluşumlardan olan Güzelcehisar ve Mugada’da görülen Lav Kayaları yer alacaktır.
Hamzafakılı Formasyonu (Biçimlenimi)
En yaşlı birim, 1. zamana ait 410–395 milyon yıl önce oluşan Hamzafakılı Formasyonu denen 250 metre kalınlığındaki kuvarsit ve mikrokonglomeradan oluşmuştur (İnkumu Yolu).
Göktepe Formasyonu
390–370 milyon yıl evvel oluşan Göktepe Formasyonu’nun kalınlığı 100–400 metre arasında değişir. Meta kumtaşı, meta kiltaşı, meta silttaşından oluşmuştur (Karasu Köyü).
Yılanlı Formasyonu
Göktepe Formasyonu’nun üzerine kireçtaşlarının oluşturduğu Yılanlı Formasyonu gelir. Kalınlığı değişken olup, 1000 metreden fazladır (Bartın Boğazı doğusu ve batısı). 315–309 milyon yıl önce oluşan şistler 850 metre kalınlığındadır (Esenpınar Köyü civarı).
Kozlu-Karadon Formasyonu
Türkiye’nin taşkömürü yataklarını oluşturan 306–289 milyon yıl önce oluşmuş Kozlu-Karadon Formasyonu Tarlaağzı ve Gömü Köyleri’nde görülür.
Çakraz Formasyonu
Amasra’dan Cide’ye kadar 1200 metre kalınlığında kırmızı renkli kumtaşları ve şeyller görülür. Çakraz Köyü koyunun batısında yapılacak olan çalışmalarda dinozor ayak izlerinin bulunma olasılığı yüksektir. Bu formasyonun üzerine 163–112 milyon yıl önce oluşmuş kireçtaşları gelir. Amasra Boztepe’de bu kireçtaşları içerisinde fosiller bulunmaktadır. Formasyon, Bartın Merkez güney sınırı olmak üzere, doğu-batı yayılımlıdır. Bu formasyonun üzerine de Bartın’ın güneyinde 65–35 milyon yıl evvel oluşmuş kumtaşı, silttaşı, volkanik üye gelir. Son bir milyon yılda ise alüvyonlar, plaj kumları ve yamaç molozları oluşmuştur.
Fotoğraf: Amasra Kömür
Güzelcehisar Lav Kayaları
Karadeniz dağ kuşağı günümüzden yıllar önce Geç Kretase döneminde bugünkü Java-Sumatra adaları gibi, volkanlardan oluşan bir yay şeklinde uzanıyordu. Bölge derin bir denizle kaplı idi. Karadeniz dağ kuşağı henüz oluşmamış ve Karadeniz henüz açılmaktaydı. Bugünkü Karadeniz dağlarının güneyinde ise büyük bir okyanus Tetis Okyanusu bulunuyordu.
Tetis Okyanusu tabanının kuzeye doğru dalıp batması ve dalan okyanus tabanının yerin derinlerinde eriyip yüzeye çıkması sonucunda batıda Bulgaristan’dan başlayarak doğuda Gürcistan’a kadar uzanan alanda bir volkanik yay oluşmaya başladı. Bu yay yaklaşık olarak Orta turoniyen’de (90 milyon yıl önce) faaliyete başladı ve bazı aralıklarla Maastrihtiyen başında (70 milyon yıl önce) sona erdi.
Bu dönemde dünya üzerinde o kadar çok volkan faaliyet gösteriyordu ki bunlardan fışkıran lavlar, gazlar ve su buharı iklimin de değişmesine yol açtılar. Hatta bazı görüşlere göre daha önce Dünya üzerinde yaşayan çok sayıda canlı bu iklim değişikliklerine uyum gösteremediklerinden yok oldular.
O ZAMANIN ÖRNEKLERİ
Bu volkanik faaliyet sonucunda oluşan magma kayaları ülkemizde batıda İğneada civarından başlayarak doğuya doğru, Şile, Marmara Ereğlisi, Zonguldak, Bartın, İnebolu ve tüm doğu Karadeniz dağ kuşağında izlenmektedir. Ancak, bunlardan birisi, diğerlerinden oldukça farklı güzellikler taşımaktadır.
Fotoğraf: Güzelcehisar Lav kayaları
Güzelcehisar’ı benzerlerinden ayıran ve ön sıraya yerleştiren özelliği, sadece doğal güzelliği değil, burada yer alan ve bir doğa harikası olan lav sütunları. Güzelcehisar’ın o eşsiz kumları üzerinde yüründüğünde uzun kumsalın batı ucunda denizden bir duvar gibi yükselen sütun yapılı lavlara ulaşılıyor ve buradan yine bir doğa harikası olan Mugada koyuna kadar deniz kıyısı tümüyle bu lavlardan oluşuyor.
Fotoğraf: Mugada Lav kayaları
İYİ BİLİNEN SÜTUN LAV ÖRNEKLERİ
Dünyanın çeşitli kesimlerinde sütun yapılı lav örnekleri vardır. Bunların büyük kısmı doğal miras kabul edilmekte ve koruma altında tutularak doğal parklar içerisinde ziyarete açılmaktadır. Bunların en iyi bilinen örnekleri Kuzey İrlanda’daki Giants Causeway, İskoçya’daki Fingals Cave, Kaliforniya’daki Devils Postpile ve Wyoming’deki Devils Tower’dir. Fransa’da, Kanada’da, Havaide, Kaliforniya ve New Jersey’de, Meksika, Arjantin, Avustralya ve Yeni Zelanda’da da benzer örneklerin mevcut olduğu bilinmektedir.
SÜTUN YAPISI NEDİR VE NASIL OLUŞUR?
Bir volkandan akan lav soğuyup kristaslnenerek kaya haline dönüşürken soğuma ve katılaşmanın doğal bir sonucu büzüşür. Soğuma ile oluşan bu büzüşme kayada gerilme yaratır ve bunun sonucunda çatlaklar gelişir. (Mallet 1875; Iddings 1886; 1909; Spry, 1962) Lav soğudukça büzülme devam eder ve böylece oluşan çatlaklar da giderek büyür. Bu kırıklar çok çeşitli şekillerde gelişmekle birlikte son derece düzgün ve sistematik olarak geliştikleri yerlerde kayanın altıgen, beşgen yada dörtgen biçimli bir yapı kazanmasına yol açarlar. Üçgen ve yedigen türler seyrek de olsa gelişebilir. Bu düzgün geometrik yapıya “Sütun” yada “Kolon yapısı” adı verilmektedir. Sutün yapısı bazalt türü lavlarda yaygın olmakla birlikte andezit, dasit, riyolit türü lavlarda hatta tüflerde bile gelişenlerine rastlamak mümkündür.
Kalın lav akıntıları en alt ve üstte düzgün sütunlar oluştururken ortada bulunan ve diğer kısımlara göre daha geç soğuyan kesimde dağınık, saçaklı bir şekil gelişir. Sütün yapıları lavın tabanına dik geliştikleri için oluştukları dönemdeki lav akıntısının yönü konusunda bilgi sağlarlar.
Kaynak: Cumhuriyet Bilim-Teknik, 16 Temmuz 2005. İstanbul Teknik Üniversitesi Yer Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan TÜYSÜZ’ün araştırma yazısı; 80 milyon yılık Doğal bir Anıt: Bartın Güzelcehisar Lav Sütunları.
2.3. YÜZEY ŞEKİLLERİ
2.3.1. DAĞLAR
Bartın; doğu, batı ve kuzeyden yüksekliği 2000 m.yi geçmeyen dağlarla çevrilidir. Dağlar, yüksek olmamakla birlikte oldukça dik, sahillere doğru sarp ve kayalıktır.
En önemli dağları; Aladağ, Kocadağ, Karadağ, Kayaardı, Karasu ve Arıt Dağlarıdır. Kent merkezini batıdan Aladağ, kuzeyden Karasu dağları ve doğudan Arıt Dağları kuşatmaktadır. Halatçıyaması, Orduyeri, Kırtepe ve Ömertepesi kentin üzerine kurulduğu dört önemli tepedir.
Fotoğraf: Dağlar
2.3.2. OVALAR VE YAYLALAR
Bartın Irmağı ve kolları tarafından derin bir biçimde parçalanan arazi çok engebeli bir görünümdedir. Irmağın genişlediği alanlarda ve dağların oldukça dik yamaçları arasında dar ve derin vadiler yer alır. Kent merkezlerine inildikçe düz ovalar artmaktadır.
Bartın’ın en önemli yaylaları; Uluyayla, Ardıç, Gezen ve Arıt yaylalarıdır. Arıt yaylası, Küre Dağları Milli Parkı içerisinde yer almaktadır.
Uluyayla
Ulus İlçesine 27 km. uzaklıktadır. Göktepe (1416 M) ile Ovacuma (300 M) arasında değişik rakımlarda yer almakta olup, ortalama yükselti 1000 M.’dir. Uluyayla, 86000 hektarlık el değmemiş bir orman varlığıdır. Yaylanın genel sahası 18.255 hektar, Yayla alanını oluşturan Kalkanlı mevkiinin alanı ise 60 hektardır. Bitki örtüsünü, iğne ve yayvan yapraklı ağaç türleri ve yüzlerce alt flora oluşturur.
Fotoğraf: Yaylalar
Ardıç Yaylası
Ulus ilçesi, Kumluca beldesine 33 km uzaklıktadır. Adını, Ardıç kuşları ve doğal yaşam alanı olan Ardıç ormanlarından almaktadır.
Yaklaşık 1500 m yükseklikte yer alan yaylanın genel sahası takriben 10 ha olup, yayla düzlüğü 4 ha büyüklüğündedir. Yaylanın bitki örtüsünü; Ardıç, Köknar, Kayın, Meşe, Gürgen, Fındık, Karaçam, Sarıçam, Kavak, Akçaağaç, Üvez, Ormangülü, Çobanpüskülü, Yaban gülü, Isırgan, Ahududu, Böğürtlen, Çilek, Ayı üzümü gibi diğer ağaç türleri ve yüzlerce alt flora oluşturur. Ardıç kuşlarının çokluğu ile tanınan yayla, yaban hayatı yönüyle de zengindir.
Ardıç yaylası, Kasım ve Nisan arasındaki 6 ayını karlar altında geçirmektedir.
Ardıç Kuşları ve Ardıç ormanları
Biyologlar ve Çevre örgütleri; ardıç kuşlarının, doğal yaşama büyük katkısı olduğunu ve avlanmasının yasaklanması gerektiğini savunurlar... Çünkü, “Ardıç ağacının tohumu, eğer kabuğundaki meyvesi bir ardıç kuşu tarafından yutulup sindirildikten sonra dışarı atılmazsa kesinlikle filizlenemez... Kabuğu öylesine dayanıklı ki, ancak böyle bir kimyasal işlem sonucunda filizlenmeye hazır hale gelebiliyor... “ diyorlar.
2.3.3. AKARSULAR
Bartın’ın en önemli akarsuyu, M.Ö.’ki yıllarda Parthenios adı ile anılan ve kente adını veren Bartın Irmağı’dır. Şehir merkezinde Gazhane Burnu’nda birleşen Kocaçay ve Kocanaz Çayının oluşturduğu ırmak, 15 Km. akarak Boğaz mevkisinde Karadeniz’e ulaşır.
Kocanaz Çayı; güneyden doğup Kozcağız’dan kuzeye doğru akarken, Kocaçay; Kastamonu’dan gelip Ulus’tan geçen Göksu ve Eldeş Çayları (Ulus Çayı) ile bunlara katılan derelerden oluşur. Arıt ve Mevren Derelerinden oluşan Kozlu Çayı ile birleşen Kışla Deresi, Akpınar ve Karaçay Dereleri Kocaçay’ı besleyen akarsulardır.
Diğer önemli akarsuları; Kurucaşile topraklarında doğan ve Karadeniz’e ulaşan Kapısuyu ve Tekkeönü Dereleri ile Ulus-Uluyayla’yı sulayan Ovaçayı ve İnönü dereleridir.
Bartın Irmağı; üzerinde 500 tonluk gemilerle Karadeniz’den kente kadar ulaşım yapılabilen en düzenli akarsudur. Akış hızı saatte 720 m3. olup, denize her yıl 1.000.000.000 m3 su akıtmaktadır.
Fotoğraf: Bartın Irmağı- Gazhane, Kocaçay
2.3.4. BİTKİ ÖRTÜSÜ (FLORASI)
Bartın’ın 2.143 km2 olan yüzölçümünün % 46’sını ormanlık alanlar, % 35’ini tarımsal alanlar, % 7’sini çayırlar ve meralar, % 12’sini de kültüre elverişsiz alanlar ve yerleşim merkezleri kaplamaktadır.
Bitki coğrafyası bakımından oldukça karışık bir durum gösteren Karadeniz bölgesinde; Hem Karadeniz, hem de Sibirya bitki coğrafyasına ait bitki grupları ve türleri görülebilmektedir.
Bartın’da Bern sözleşmesi gereği koruma altına alınmış bitki türü bulunmamaktadır.
Bartın’da yetişen;
• Abies nordmanniana (Stv) Spach. Subsp. bornmuelleriana (Mattf.) Coode et Cullen,
Kozcağız, Akçamescit, Topalali köyü çevresi, 60 m, Avrupa-Sibirya elemanı.
• Campanula Iyrata Lam. Supsp. Iyrata Abdipaşa, Kirazlıkdüzü çevresi, 100 m.
• Centaurea cadmea Boiss. Ulus, Süleymanlar mahallesi çevresi, 150 m.
• Centaurea kilaea Boiss. Kurucaşile , Hocaköyü Çayırtarla mevkii, 30-50 m.
• Euonymus latifolius (L.) Mill. subsp. cauconis Coode & Cullen. Arıt, Cöcü mahallesi, 850 m. 20; 28.05.1999, Kya 657, Başaran. End.
• Galanthus plicatus ssp. Bzantinus, Arıt, Zoni yaylası.
• Seseli resinosum Freyn & Sint., Amasra, Ağlayanağaç mevkii.
• Veronica multifida
• Crocus ancyrensis
• Allium olmpicum
• Onobrycis armena
• Ferrulago plathycarpa
Önemli endemik bitkilerdir.
Bartın’ın bitki örtüsünde geniş yer tutan ormanlar genellikle yayvan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşur. Ormanların karakteristik ağaçları; sahil boyunca 600-1000 mt. yüksekliğe kadar olan alanlarda başta Meşe, Kayın ve Gürgen olmak üzere Defne, Kocayemiş, Ardıç ve Yabani Zeytin’dir. 1500 mt.’den yüksek kesimlerde; sahilden içeride Ardıç, Köknar ve Çam türleri, sahil şeridinde de Ceviz, Kestane ve Fındık plantasyonları yaygındır.
Fotoğraf: Bitki örtüsü
Diğer ağaç ve bitki türlerini ise; Kızılcık, Muşmula, Üvez, Ihlamur, Kuşburnu, İncir, Alıç, Şimşir, Dişbudak, Kayacık, Akçaağaç, Kızılağaç ve Kavak ile Böğürtlen, Çilek, Ormangülü, Adaçayı, Kuşkonmaz, Defne, Sarmaşık, Zakkum, Eğreti, Yasemin, Kurtbağrı, Çançiçeği, Papatya, Hinduba, Sütleğen, Ayrık, Yonca, Üçgül, Sinirotu, Çuhaçiçeği, Menengiç, Sumak, Sakız, Yapışkanotu, Yavşan, Çobançantası, Laden, Selvi, Kocayemiş, Dönbaba, Funda, Abdestbozan, Katırtırnağı, Arapotu, Çirişotu ve yüzlerce alt flora oluşturur.
Bartın’da Kekik, Salep, Adaçayı, Papatya ve Defne gibi bir çok aroma bitkisi doğal ortamda yetişmektedir. Ayrıca; son yıllarda adına festival düzenlenen kaliteli Çilek yetiştiriciliği dikkat çekmektedir.
Toprak karakteri ve iklimi bağ-bahçe tarımına uygun olan yörenin ürün deseni arasında; tarla ürünleri ile sebze ve meyve türlerinin hemen hemen tümü sayılabilir.
2.3.5. YABAN HAYATI (FAUNA)
Bartın’ın faunasını çift yaşamlılar, sürüngenler, memeliler ve kuşlar oluşturur. Çift yaşamlılardan kurbağa çeşitleri ve şeritli semender; sürüngenlerden keler, kertenkele, yılan ve tosbağa; memelilerden kurt, çakal, gelincik, porsuk, tilki, ağaç sansarı, sincap, kirpi, köstebek, yediuyur, fare çeşitleri, boz ayı, yabani domuz, tavşan, karaca ve yarasa türlerini sayabiliriz. Kuş çeşitleri arasında ise leylekler, atmacalar, doğanlar, baykuşlar, şahin, alakarga, saksağan, üveyik, gugukkuşu, kukumav, puhu, saka, serçe, çam baştankarası, ağaçkakan, çalı ötleğeni, bıldırcın, kınalı keklik, sülün, çulluk ve karatavuk yer alır.
Fotoğraf: Yaban hayatı
2.4. İKLİM
Bartın’da Ilıman Deniz İklimi (Karadeniz İklimi) hüküm sürmekte; Kışlar soğuk, yazlar ılık geçmektedir. İç kesimlerde iklim daha serttir.
Bölgede en sıcak ay Temmuz (38.7C), en soğuk ay Ocak (-35)’tır. Yağışlı gün sayısı 120-130 gün olup, en yağışlı ay Mayıs`tır. Yağış; kıyı kesimlerde bol, iç kesimlerde azdır. Ortalama yağış miktarı 438 mm.dir. Kış mevsiminde toprak 2-3 ay karla örtülü kalmaktadır.
Batı Karadeniz Karst Kuşağı, Okyanus iklim tipinden Akdeniz iklim tipine geçiş kuşağında bulunmakta ve Karadeniz ikliminin etkisi altında kalmaktadır. Bu etki alanının sınırlarının çizilmesinde en önemli etken yeryüzü şekilleridir. Kıyıya koşut olarak uzanan Küre (İsfendiyar) Dağları, kuzey kesimler ile iç kesimler arasında bir engel oluşturmaktadır. Ancak, Küre Dağlarının güneyinde, yani iç kesimlerde kalmasına karşın, yükseltisi 1500 m'ye varan plato alanları ve bunların üzerinde yer alan yüksek ve dalgalı alanlar deniz etkilerinden tam anlamıyla uzak değildir. Batıdan gelip Küre Dağları'ndaki gediklerden içeri sokulan hava kütleleri yüksek yerlere fazla yağış bırakabilmektedir.
Turizm ile iklim arasında kuşkusuz çok sıkı bir ilişki vardır. Kimi turistik aktiviteler iklimsel koşullardan belli bir düzeyde etkilenirken, kimi etkinliklerin gerçekleştirilmesi doğrudan doğruya belirli iklim koşullarını gerektirir.
Fotoğraf: Bartın; Yaz- kış Fotoğraf: Amasra ; Yaz- kış
3. EKONOMİ
Nüfusu 184.178, yüzölçümü 2143 km2 olan Bartın’da km2’ye 86 kişi düşmektedir. Nüfusun %70’inin kırsal kesimde yaşamaktadır.
Bartın’da Tarım, Sanayi ve Turizm ekonominin en önemli sektörleridir.
3.1. TARIM VE HAYVANCILIK
Bartın’da tarım, istihdam ettiği nüfus itibariyle en önemli sektördür. 2000’li yıllarda toplam istihdam 97.044 kişidir. Bunun 69.162’si (% 71,2) tarım, ormancılık ve balıkçılık sektöründe çalışmaktadır. 1990’lı yıllarda tarımın GSYİH’daki sektörel yeri % 29,7 ve gelişme hızı % 83,7 iken, 2000’li yıllarda sektör payı % 23,5’e ve gelişme hızı da % 50,5’e gerilemiştir. Buna karşın, toplam sivil istihdamdaki yerini her zaman korumuştur.
Batı Karadeniz’in verimli ovalarına sahip olan Bartın’da, tarımsal alanlar ve işletmeler küçük ve parçalıdır. İlin tarım arazisi toplam 74.408 hektar olup, bunun en büyük kısmı olan %34,6’sında hububat tarımı yapılmaktadır. Tarımsal işletmelerin büyük çoğunluğu geçimlik aile işletmeleri şeklindedir.
Son yıllarda örtü altı yetiştiriciliğin gelişmesi ile birlikte bu işletmelerde ticari üretim anlayışının gelişmeye başladığı görülmektedir.
İl’de polikültür tarım yapılması nedeniyle hayvansal ürünler de dahil olmak üzere 80 çeşit ürün elde edilmektedir. Tarımsal ürünler arasında en büyük payı buğday, mısır, patates ve domates alır. Adına festival düzenlenen çilek ile kestane, fındık, ceviz ve diğer meyve ve sebze türlerinin üretimi de gün geçtikçe artmaktadır.
Fotoğraf: Bağ-Bahçe Tarımı
Bartın’da, sanayi ve tarımdan sonra yöre insanının gelir kaynaklarından biri de hayvancılıktır. Son yıllarda besicilik ve süt inekçiliği ile tavukçuluk ve Arıcılıkta ilerlemeler kaydedilmiştir.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarından itibaren uzun bir süre Avrupa’ya yumurta ihraç eden Bartın, bu özelliğini koruma çabasındadır. Ayrıca; ilimiz Karadeniz’in zengin balıkçılık potansiyeline sahiptir.
Kaynak: Bartın İl Tarım Müdürlüğü
3.2. SANAYİ
Bartın’da, Amasra Taşkömürü Kurumuyla başlayan ve Bartın özel sektörünün temelini oluşturan Işıklar Holding’e ait kuruluşların öncülüğünde gelişen sanayi son yıllarda özel sektörün gıda, orman kağıt ve ambalaj, kimya ve plastik, taş ve toprak, tekstil ve konfeksiyon, metal eşya ve makine-teçhizat ile diğer imalat sanayindeki yatırımlarıyla ivme kazanmıştır.
Bugün, devlete ait Amasra Taşkömürü Kurumu ve özel sektöre ait toplam 72 sanayi kuruluşu 5767 kişiye istihdam olanağı sağlamaktadır.
Kalkınmada 1.derecede öncelikli iller arasında bulunan Bartın, il oluşuyla birlikte ekonomik potansiyeli ve yatırım avantajlarıyla girişimcilerin ilgisini çekmiş, alt yapısı devlet kredisiyle tamamlanan Bartın Organize Sanayi bölgesinin kuruluşuyla da girişimcilere cazip yatırım olanakları sağlanmıştır. Organize Sanayi bölgesinde tekstil, gıda, tarım, orman, inşaat, plastik, metal ve diğer imalat sanayi yatırımları için tahsis yapılmıştır.
Fotoğraf: Organize Sanayi bölgesi
İl’de faaliyet gösteren sanayi kuruluşlarının sektörel dağılımı şöyledir:
Sektör Kuruluş Sayısı İstihdam
Gıda 9 191
Tekstil, Konfeksiyon, Ayakkabı İmalatı 17 2824
Kömür 1 1012
Kimya, Lastik 8 307
Taş – Toprak 16 946
Metal Eşya, Makine ve Teçhizat 8 235
Gemi İnşaatı 2 46
Ağaç Ürünleri 6 121
Mobilya 5 85
Genel Toplam 72 5767
Ayrıca, merkezde Telkırma, Amasra’da Ağaç İşleri- Çekicilik (Oyma-Süsleme) ve Kurucaşile’de Ahşap Tekne ve Yat Yapımcılığı, Taş Sac Yapımcılığı ile diğer el sanatları dalında üretim yapan birçok küçük ve orta ölçekli işletme önemli istihdam sahalarıdır.
Kaynak: Bartın İl Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü
3.2.1. MADENLER
Bartın ve çevresi, 1. ve 2. Jeolojik devirlere ait kalker-karbon araziden oluşmaktadır. Bölgenin sahil kesiminde Tarlaağzı, Amasra, Kurucaşile ve Arıt yöreleri geniş kömür yataklarıyla kaplıdır. Özellikle Ulus yöresinde kalker tabakalarının altında oldukça sert ve değişik renkli mermer yatakları yer almaktadır. Ayrıca bölgede demir, alçı, marn, kreatene, kil ve yer yer kum tabakalarına rastlanmaktadır. Bu kaynaklar; asitik refekter, kiremit, tuğla ve çimento sanayinin hammadde veya katkı maddeleridir.
İl, yeraltı kaynakları açısından zengin bir bölge olmasına karşın, kömür dışında bu kaynaklardan yeterince yararlanılamamaktadır.
Fotoğraf: madenler
Fotoğraf: Ormanlar
3.2.2. ORMAN ÜRÜNLERİ
Osmanlı Döneminden beri orman kaynakları bakımından oldukça zengin olduğu bilinen Bartın, bu zenginliğini kerestecilik ve gemi yapımcılığı ile sanayisine yansıtan yörelerimizdendir.
Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde ve Uluslu Hamdi’nin Atlas isimli kitabında; çevrenin kereste ihtiyacının Bartın’dan karşılandığı, Osmanlı Donanması’nın Kadırga ve Kalyonlarının Bartın, Amasra ve Kurucaşile’deki tersanelerde yapıldığı anlatılmaktadır. Bartın’dan kereste ihracının, 1899- 1914 yılları arasında rekor düzeye ulaştığı, 1914 yılında Süveyş Kanalı’nın tahkimatında kullanılmak üzere Bartın’dan Mısır’ın İskenderiye Limanı’na kereste sevk edildiği yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Ayrıca, Yalı Caddesi üzerinde ve Bartın Irmağı kenarında bulunan yıllık 40–50 gemi kapasiteli tersanelerin, 1950 yıllarına kadar üretimlerini sürdürdükleri bilinmektedir.
Bugün de, 262 köyünden 216’sı orman köyü olan Bartın’da Kerestecilik önde gelen iş kollarından birisidir. Orman kaynaklarının zenginliği ve kalitesi nedeniyle son yıllarda kereste fabrikaları ve imalathanelerinde artışlar görülmektedir. Tekne ve Yat yapımcılığı ise, Kurucaşile’nin Hisar (Tekeönü) ve Kapısuyu köylerindeki tersanelerde sürdürülmektedir.
Bartın ilinin yüzölçümünün % 56’sı ormanlık alanlardır. Genel alanın % 46’sını kaplayan Bartın ormanlarının karakteristik ağaçları; 600 mt yüksekliğe kadar Defne, Meşe, Kayın, Kocayemiş, Ardıç ve Yabani Zeytin, 1000 m yükseklikte Meşe, Kayın, Gürgen 1500 m ve daha yükseklerde Kayın, Kestane ve Çam yaygındır. Tüm bu ağaç türleri, özellikleri dolayısıyla üstün nitelikli kabul edilmekte ve beğenilmektedir.
3.3. TİCARET
Bartın’ın ticari bakımdan geçmişine bakıldığında; 1700 yıllarında geniş bir bölgeyi içine alan bir pazaryeri olarak geliştiği ve bölge ticaretinde söz sahibi olduğu görülmektedir.
Uluslu İbrahim Hamdi’nin 1738 yılında yazdığı Atlas isimli kitabında; “Bartın, 24 karyeyi müştemil bir kaza olup, her Cumartesi hafta pazarı kurulur. Beher hafta, Bolu ve Safranbolu ve Eflani ve Ova ve Ulus kazalarından vafir pazarcılar gelüp çimşir, çıra, pestil, ceviz, yağ, keten tohumu, keten ipliği, astar ve kereste götürüp alışveriş ederler” şeklinde bahsedilmektedir.
Kastamonu Salnamesi’nde ise şu satırlar yer almaktadır: “Bartın’a üç saat mesafede Amasra nahiyesi ile bütün Daday kurası ve Safranbolu’nun tamamı, Devrek Araç, Çerkeş ve Cide kazalarının aksamı muhimesi ticareten Bartın’a merbuttur.”
Bu dönemlerde ticaret gittikçe yayılmış ve 1870 yıllarından sonra da İstanbul’a kadar uzanmıştır. Kereste, Tavukçuluk ve Yumurtacılık önemli ticaret malları arasına girmiştir.
Son yıllarda mevcut potansiyeliyle hareketlilik kazanan il ekonomisinin, turizm ve sanayileşme atılımlarına paralel olarak gelişeceği ve ticari hayata canlılık kazandıracağı beklenmektedir.
3.4. TURİZM
Turizm; Ülkemizde olduğu gibi ilimiz için de en önemli sektörlerden biridir. Henüz olağan dengesine ulaşamasa da özellikle son yıllarda yükselen bir grafiği vardır. Konaklama, Yeme-İçme ve Eğlence tesisleri ile Seyahat Acentaları, istihdama önemli katkılar sağlamaktadır.
Yılda İKİYÜZBİN turistin ziyaret ettiği ilimiz’de, yerli ve yabancı turistlerin yaptıkları harcamalar; ticari hayata canlılık kazandırmakta, ekonomik gelişme ve ek istihdam yaratmaktadır.
BARTIN ORMANLARI VE TİCARET ÜZERİNE
Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde; “Bartın nehri azim bir nehirdir. Buğday ve mısır gemileri yükleyip giderler1. Canik Sancağı ile Bartın, Sinop, Amasra, Ereğli şehirlerine Kocaeli livasına, İzmit Kemerler tarafında olan 125 pare kazalara mutemedün‘ayelh Kapıcıbaşılar kereste iştirasına gittiler. 300 kadar kadırga inşası için Tersane-i Ami-reye keresteler celbe